Yayın yönetmenimiz Ahmet Altan’ın “Müslümanlık ve dindarlık” üzerine yazdığı yazıları ibretle okuyorum.
Başım önde...
Yüreğim sıkışmış bir hâlde...
Kendimi sorguluyorum...
Kendime soruyorum...
Müslüman olduğunu söyleyen ben...
Allah’a inandığını söyleyen ben...
Bu yazılanlar karşısında söyleyecek bir lafım, verecek bir cevabım var mı diye...
Ve inanın...
Ne söyleyecek bir lafım, ne kelimem ne de cevabım var yazılanlara...
Ne diyor Altan: “Eğer hiçbir ceza olmasaydı gene de sadece Allah’ın rızasını kazanmak için onun yolunda yürür müydün, sadece seni yaradanı utandırmamak için O’nun sana öğrettiği ahlaka uyar mıydın?”
Yüreğim sıkışmış bir hâlde...
Kendimi sorguluyorum...
Kendime soruyorum...
Müslüman olduğunu söyleyen ben...
Allah’a inandığını söyleyen ben...
Bu yazılanlar karşısında söyleyecek bir lafım, verecek bir cevabım var mı diye...
Ve inanın...
Ne söyleyecek bir lafım, ne kelimem ne de cevabım var yazılanlara...
Ne diyor Altan: “Eğer hiçbir ceza olmasaydı gene de sadece Allah’ın rızasını kazanmak için onun yolunda yürür müydün, sadece seni yaradanı utandırmamak için O’nun sana öğrettiği ahlaka uyar mıydın?”
