26 Ekim 2009 Pazartesi

Apo'yu Kim Kullanıyor? "Açlım' AKP'ye Tuzak Mı?

Apo içeriye tıkılalı 10 yıldan fazla oldu. Bir adada, bir hücrede, devletin kontrolünde bir adam dağlarda bulunduğu zamanlardan çok daha rahat örgütü idare ediyor, militanları dağdan indiriyor, devletle pazarlık yapıyor, ihtiyaç duy-ul-duğunda ülkede gerilimler çıkarabiliyor. Militanları, yığınları bir manivela gibi kullanabiliyor. Ülkedeki politikaları etkileyebiliyor; hükümetleri zor durumda bırakabiliyor.

Eğer birileri ona bir şeyleri bildirmezse, destek olmazsa hapisteki bir adam bu kadar şeyi bilemez, yapamaz. Ama bizde, var olan “derin düzenek”ten dolayı hapisteki adamlar her türlü imkâna sahip olabilir, infazlar yapabilir, örgüt idare edebilir. Nitekim Ergenekon tutuklularının hapishanelerde at koşturdukları; tehdit, şantaj, her yolu kullanarak içeride korku estirdikleri bilinmektedir.

Peki, ülkeye en büyük tehdit ve tehlike olan bir adam, bir hücreden, en ince ayrıntısına kadar bir örgütü nasıl idare edebilir? Liderliğini, örgütünü güçlendirerek, etkisini banliyölere taşıyarak nasıl sürdürebilir? Bazıları bütün suçu Apo’nun avukatlarına atıyorlarsa da, bu gerçeklikten uzaktır. Zira bütün görüşmeler, eylemler kayıt ve kontrol altındadır.

Bu adamı kim kullanıyor? Hangi güç veya güçler yönlendiriyor? Örgüt üzerindeki etkinliğinin devamını kimler istiyor ve onu kim bilgilendiriyor? Örgüte talimatları kim iletiyor? Bağlantıları kim sağlıyor? İçte ve dışta bazı güçler bu kuklayı gündemde ve etkin tutarak neler elde ediyor?
Apo’nun ABD tarafından paketlenip bize teslim edilmesi bir sürecin sonucuydu ve sanki son zamanlarda başka bir safhaya geçildi, başka bir süreç yaşanıyor.

Apo’nun, “devletin içinde yapılanmış”, “ucu dışarıda”, “gayrı milli” derin yapılarca kontrol edildiğini söylediğinizde iki kesim şiddetle karşınıza dikilir. İlki; etkin ve derin devleti “Türklerin kontrolünde” ve “milli” zanneden, burnunun ucunu göremeyen “devletçi”, “ulusalcı” kesimlerdir. İkincisi Apo’nun ve PKK’nın Kürt halkının menfaatlerine çalıştığını zanneden, Apo’yu “lider”, “kahraman” görenlerdir. Birbirine hasım zannedilen iki kesimin aynı merkezden kontrol edildiklerini anlamak için zaman, şartlar ve zihinler müsait değildir.

Ama ben size söyleyeyim; Apo’yu, dün bir istihbarat kurumunda elemanlaştırıp örgütü kurduranlar, bizim en hayati kurumlarımıza, sinirlerimize hükmeden “yerli derinler” ve onların “ecnebi patronları” müştereken kontrol etmekte ve yönlendirmektedirler. Yani Apo, yerli devşirmelerin ve onların dış patronlarının; sisteme millete rağmen hükmeden “gayrı Türk”, “gayrı Müslim” ve “gayrı mili” yapıların malzemesidir. Medyaya yansıdığı üzere Apo, Ergenekon figüranlarının da (Doğu Perinçek, Veli Küçük, Yalçın Küçük vs.) kan kardeşidir. Zira her iki taşeron örgütte (PKK-Ergenekon) Müslüman Türk milletinin (Türk-Kürt-Çerkez vd.) kanını dökmek, birbiriyle vuruşturmak üzere, ama farklı cephelerde kurulmuşlardır.
* * *

Ülkedeki gerilimin-kavganın bitmesi için Kürt vatandaşlarımıza bazı hakların verilmesi konusunda sanırım pek çok kimse müttefiktir. Hükümetin yapmaya çalıştığı açılımlar temelde doğru ve isabetlidir; ancak sanki bu açılımın zamanlaması, usulü ve şekli konusunda bazı karanlık noktalar var. Bu açılım, Kapatma Davasına da konu olan, hükümetin düşürüldüğü “başörtüsü tongası”na benziyor. O süreçte problem çözülemediği gibi, hükümetin başına büyük belalar açılmıştı.

Son açılım süreci de aynen başörtüsü meselesinde olduğu gibi başladı. Ülkenin “Milli” bir kurumunun başında bulunan birisi Cumhurbaşkanına parlak bir fikir verdi ve tantanalı bir açılıma ikna etti. Derin güçler karşısında bir duruş sergileme konusunda yeterli cesarete sahip olmayan cumhurbaşkanımız da bu parlak fikrin üzerine atladı. Hükümetle ilgili kurumlarla görüşüp sağlam bir altyapı hazırlamaksızın emrivaki yaparcasına, bağlayıcı ve iddialı bir şekilde “açılım” meselesini ortaya attı. Hükümet, biraz Cumhurbaşkanının iddialı sözleri havada kalmasın diye; biraz da belki başarıya ulaşırız diye açılıma sahip çıkmak zorunda kaldı. Hükümet, “Demokratik Açılım” diyerek meselenin manüplatif taraflarından sıyrılmaya çalışmışsa da, derin odaklarla bağlantılı medya ısrarla meseleyi “Kürt Açılımı” olarak verdi. Bu gürültülü çıkış batıdaki insanları tedirgin edecek, Kürtlerin ise beklentilerini büyütecek şekilde verildi.

Bu açılım işinde bir tuzak var gibi görünüyor...
Hükümet TRT Şeş’le iddiasız bir çıkış yapmış, büyük bir sempati toplamış ve çözüm konusunda Kürtlere epeyce umut vermişti. Ama sanki hükümetin büyük vaatlerle ortaya çıkmasını ve beceremeyip bunun altında kalmasını isteyen birileri cumhurbaşkanını ve hükümeti başörtüsü meselesinde olduğu gibi gaza getirdiler. Hükümet kendi belirlediği bir çizgide “emin”, “kararlı” ve “planlı” gitmek yerine heyecanlanıp bu dolmuşa bindi. Yutulması zor, büyük laflar etti. Kürtleri umutlandırdı, ama DTP ve PKK’nın provakatif tavırları nedeniyle batıdaki insanları tedirgin etti. Bence bu oyunu kurgulayanların hedefi tamda buydu. Hükümeti vaatlerinin altında bırakarak Kürt oyları düşürmek; PKK, DTP’yi aymaz, tahrik edici tavırlar içine sokarak hem çözümü baltalamak, hem de batıdaki oyları düşürmek ve ilk seçimde AKP’yi tuş etmek!..

Beklentiler yükseltildikten, taahhütler verildikten sonra, her iki kesimin hissiyatını yönlendirebilen derin odaklar nasıl olsa bu süreci sabote etme, provokasyonlar tertip etme imkânına sahiptirler. Nitekim ilk provokasyonu ellerinin altındaki Apo’yu “çözümün bir parçası” gibi sunarak yaptılar. Mübalağalı bir şekilde teröristleri 100 binler karşıladı, örgütün militanları sınıra yığıldı. Batıdaki insanlar, şehit aileleri, “teröristler ödüllendiriliyor” şeklinde tahrik edildi. Hissiyatlar kabartıldı, ortam ısıtıldı; sonraki adımda bir karakol basılır, 8–10 şehit verilir veya bir PKK bombasıyla sivil-masum insanlar öldürülürse açılım patlar. Süreç biter ve hükümet bunun altında kalır. En yakın seçimde de hezimete uğrar.
Hükümet elindeki kartları hesap etmeden, kendisinin hangi araçlara, derin odakların hangi araçlara sahip olduğunu düşünmeden büyük laflar etti. Oysa kontrollü ve zamana yararak açılımları yapsaydı; hem doğuda, hem batıda süreçten güçlenerek çıkabilirdi.

AKP Apo’ya ve derin devlete müştereken hükmeden yapıların tezgâhına geldi. Siyasi rant avlamak isteyen CHP ve MHP bu oyuna severek katıldılar.

Hükümet açılım meselesinde dolmuşa binmiş görünüyor. Umarım süreci kontrol altına alabilir ve az hasarla sıyrılabilir.
Hükümet bu ülkede iyi niyetin yetmediğini hala anlayamadı galiba…



Yusuf Sezgin'den alıntı...

Hiç yorum yok: