Malumunuz Ergenekon destanında düşmandan kaçan ve saklanan bir gurup
Türk, dağların arasında, çıkışı olmayan bir vadiye saklanırlar.
(Burasının Kırgızistan Çin sınırındaki Narın şehrinin kurulu olduğu
kapalı vadi olduğu yönünde rivayetler bulunmaktadır.) Bir süre o kapalı
vadide kalan Türkler orada çoğalır ve güçlenirler, sonra da bir dişi
kurdun rehberliğinde dağı eriterek Ergenekon’dan çıkarlar. Ergenekon’dan
çıkış Türkler için egemenlik yolunun, devlet ve güç olma yolunun
yeniden açılmasıdır. Hikâye’ye göre Ergenekon’da dolan, güç ve nüfus
kazanan Türkler kısa sürede geniş coğrafyada etkin olurlar ve büyük
etkili devletler kurarlar.
Ergenekon
destanı ne kadar gerçektir bilemeyiz, ancak darbeci derin zihniyet, pek
çok kavramı kirlettiği gibi millete karşı oluşturdukları organizasyona
“Ergenekon” adını vererek bu kavramı-kelimeyi de kirlettiler.
Şu sıralar darbecilikten sanık Ergenekoncular hayli heyecanlı ve ümitliler.
Çıktıktan sonra neler yapacaklarına, kimlerle nasıl hesaplaşacaklarına
dair planlar yapmaktalar. Bunlardan bir kısmı ses kaydı olarak medyaya
aksetti. “Uçaklarla milleti tepelemek”, “tanklarla vatandaşı
ezmek”, “camileri bombalamak” üzere darbe eylem planları yapanlar,
hükümete yaptıkları girdilerin, medyada oluşturdukları gri propagandanın
sonucunu almak üzereler. Hükümet özel yetkili mahkemelerde
(ÖYM) düzenleme yaparak hem içerideki elemanları salmaya, hem de bundan
sonra başta darbeciler olmak üzere PKK-KCK ve organize suçlarla mücadele
yollarını tıkamaya yönelik hazırlık içinde. Aile mahkemesi, çocuk
mahkemesi, ticaret mahkemeleri gibi bir ihtisas mahkemesi olan ve
(dünyada, Avrupa’da) hemen her yerde örneği bulunan ÖYM’leri
kaldırmak (veya yeniden düzenlemek) üzere başbakan-hükümet bir
kararlılık sergiliyor. Yapılan çalışmada neyin hedeflendiği, asıl amacın
kimi kurtarmak olduğu noktasında ciddi endişeler var.
Özel yetkili mahkemelerin mantığı, birden fazla ili kapsayan,
organize ve bağlantılı suçlarla ve terör suçlarıyla mücadele etmek.
Mahkemenin yapısı buna göre oluşturulmuş ve savcılar, yargıçlar buna
göre yetkilendirilmiş. Organize suçlarla mücadele edeceği için hem
kanuni yetkisi, hem de yetki alanı geniş tutulmuş. Normal mahkemeler adi
cinayetlerle, adi hırsızlıklarla meşgul olurken ÖYM’ler karmaşık ve
geniş alana yayılmış suçlarla, Ergenekon ve KCK-PKK gibi örgütlü
yapılarla uğraşıyor. Yani ÖYM’ler hukuk mantığı açısından özel kurulmuş mahkemeler değil, tabii yargıç ilkesini zedeleyen bir durum yok.
Sadece, ihtisas isteyen konularla ilgilenen daha yetkili mahkemeler.
Bazı uyanıklar bu mahkemeleri İstiklal Mahkemeleri gibi özel mahkeme
şeklinde sunuyor. Bu bir yanıltma. Üstelik bu mahkemelerin düzenlemesi
askerlerin teklifi ve CHP’nin desteği ile yapıldı. Ayrıca bütün modern
ülkelerde organize suçlarla mücadele edecek böylesi yetkili ihtisas
mahkemeleri var. Aksi takdirde devasa terör yapılarıyla, Ergenekon tarzı
darbeci teşkilatlarla ortalama savcılar ve hâkimler meşgul olamazlar.
Geniş alana yayılan suç organizasyonlarıyla mücadelede yetki çatışmaları
olur ve bundan suç şebekeleri yararlanırlar. Terörle başı
belada olmasından, organize suçların çok yaygın olmasından, darbeci
geleneğe sahip olmasından, PKK-KCK gibi devletleşmiş örgütlere sahip
olmasından, bazen hükümet edenlerin organize şekilde bankaları boşaltıp
kamu kaynaklarını hortumlamasından dolayı, Türkiye’nin ÖYM’lere ihtiyacı
var. Zira ÖYM’ler yasal yetkilerinin yanında tecrübeli, uzman
hâkim-savcılardan oluşuyor ve kararlar heyet halinde veriliyor. Bir
hâkime baskı yapmak mümkün, bir yargıcı terör örgütünün, darbecinin,
soyguncu siyasetçinin korkutması, etkilemesi mümkün. Ama heyetlerin
korkutulması ve etkilenmesi, tehdit edilmesi çok daha zor.
Sanırım hükümet artık darbe tehlikesinin geçtiğini düşünüyor.
Askerler kendilerine bütünüyle teslim oldular, temenna duruyor, topuk
selamı veriyorlar. Dahası hükümete, devletlûlara sürekli (darbeci)
askerlerin mağduriyeti, perişaniyeti, yargılama süreçlerinin uzunluğu
vs. hakkında girdiler yapılıyor. Hükümet, başbakan darbelerle
hesaplaşmanın siyasi kazancını, primini kendisine alırken, davaların
büyüklüğünden, karmaşıklığından ve çok sayıda davalının bulunmasından
kaynaklanan sürelerin uzaması gibi olumsuzlukları yargıya,
hâkim-savcılara yıkıyor. Bir taraftan darbelerle hesaplaşma puanını
toplarken, öte yandan darbecilere, Ergenekonculara merhamet ederek bazı
odaklara sevimli görünmeye çalışıyor. Burada biraz da “askerle yargıyı
karşı karşıya getirmek” gibi ucuz şark kurnazlığı işliyor olabilir.
Diyelim ki yüz yıllık darbeci askeri zihniyet birkaç yılda uslandı,
darbeci genlerinden kurtuldu, cici, demokrat adamlar haline geldi. Peki,
PKK-KCK denilen bir bölgeyi ur gibi sarmış silahlı yapıyla hangi
araçlarla mücadele edeceksiniz?
Türkiye uyuşturucu ve insan kaçakçılığının transit ülkesi, uyuşturucu
ve kaçakçılar Ağrı’dan, Hakkâri’den giriyor, Muğla’dan Edirne’den
çıkıyor. Böyle özel yetkili ve donanımlı mahkemeleriniz olmazsa, yetkili
savcılarınız olmazsa bunlarla nasıl mücadele edeceksiniz?
Daha önce darbe sonrası dönemlerde ve 28 Şubat sürecinde olduğu üzere
hazineyi beklemesi gerekenler soyarsa, bankaları koruması gerekenler
boşaltırsa, bürokratlar veya hükümetler millet malına göz dikerse, bu
tür güçlü ve organize hırsızlıklarla hangi “yalnız” ve “gariban”
hakim-savcı mücadele edebilecek?
Hükümetin ÖYM’lerle ilgili bu kararı vermesinde birkaç neden olabilir.
- Dün dayak yedikleri ve “ne düşünürler?”, “ne derler?” diye baktıkları askerlerin kendilerine temenna duran, topuk selamı veren halleri bunları etkilemiş, merhamete getirmiş olabilir. Üst düzey askerlerin tehditle karışık şekilde yargılamalardan ve tutuklamalardan şikâyet ettiği biliniyor. Hükümet askerler konusunda korku-merhamet karışımı bir hal yaşıyor olabilir.
- Hükümetin içindeki sistem ürünü, beyazlar adına hareket eden bir kısım kimseler liderlere sürekli girdi yaparak, liderlerin piyasada dolaşan ulusalcı söylemlerden etkilenmesine neden oluyor. Ordunun fazlaca hırpalandığı, askerlerin mağdur olduğu gibi edebiyatlar yaparak bunların vicdanına hitap eden hikâyeler aktarıyorlar…
- Ustalık döneminde akçalı işlere bulaşan, çevresi bir hayli genişleyen ve zenginleşen iktidar sahipleri organize şekilde yapılan bazı hukuksuzluklara ve hortumlamalara bu mahkemelerin eğilebileceği kaygısını taşıyor olabilirler. Bu nedenle de askerleri bahane edip, PKK-KCK’yı da içine katıp, kendileri için muhtemel tehdit olabilecek bu mahkemelerin önünü erkenden kesmek ve vicdanlarda olmasa bile mahkemeler açısından temize çıkmak istiyor olabilirler.
- Bu mahkemeler PKK-KCK türü yapılarla çok etkili mücadele etti ve son birkaç yılda bunların belini kırdı. Oysa bu ülkede BOP gereği bir Kürdistan’ın kurulmasına ihtiyaç var! PKK’nın da üstünde devlete paralel bir yapı olan, devletleşme adına çok önem arz eden KCK’nın önünü açmak isteyen içten ve dıştan birileri, başka gerekçeler ileriye sürerek bu mahkemeleri bertaraf etmeyi düşünüyor ve bu nedenle de hükümete farklı argümanlar üzerinden baskı kuruyor olabilir.
- Başbakan hızla güçler birliğine doğru gidiyor; batılılar buna “Putinleşme” de diyorlar. Yürütme başbakanın tekelinde. Bakanlar başbakanın neredeyse ağzına düşecekler. Kendisinden habersiz herhangi bir önemli atama yapmaları, karar almaları mümkün değil. Sultanlık durumu yürütmede mutlak şekilde cereyan ediyor. Meclisteki çoğunluktan dolayı yasama da aynı şekilde. Başbakanın kafasını bozan, aklına yatmayan bir şeyde, engel gördükleri bir işte hemen kanun çıkarıyorlar. En son THY’ye grev yasağı böylesi bir şey. KHK’lar ise tam bir tek adam yaratma aracı. Bu yönüyle yasama da başbakanın iki dudağı arasında. Pek çok milletvekili artık milletin vekili filan değil, başbakanın el işaretini gözleyen emir erleri. Başbakanın talimatlarını sorgulamak, emirlerinin doğruluğunu tartışmak bakanlar dâhil partide kimsenin haddi değil. Sultan Tayyib’in mutlak monarşisi için geriye yargı gücü kalıyor. ÖYM’ler “Sulta”nın önünde büyük bir engel. Bunları kaldırırsa hem vermesi gerekebilecek muhtemel hesaplardan kurtulacak, hem de yasama yürütmenin yanında yargı üzerinde de hâkimiyet kuracak. Güç birliğini temin edecek, gerçekten sultan olacak.
Son zamanda öyle bir hava oluştu ki darbeciler, cuntacılar: “zavallı
garibanlar”, “mağdurlar”, “zulme uğrayan vatanperver askerler” haline
büründürüldüler. Her duruşmada sanıklardan küfür yiyen, azgınlıklardan
dolayı salon hâkimiyetini teminde zorlanan yargıçlar ise “ceberut
zalimler!” olarak sunuluyor. Sanki sadece 28 Şubatta 3.000 subayı
sorgusuz sualsiz atan bunlar değil, 1980 darbesi sonrası yüzbinleri
kodese tıkan, binlercesini öldüren hapislerde çürüten bunlar değil. Daha
dün yargıya talimat veren, HSYK’ya emreden ve Ferhat Sarıkaya’yı
meslekten attıran bunlar değil. Merhum Muhsin Başkan 8 sene içeride
kaldı ve beraat etti. Adamın ömründen hiç yere, işkenceler altında 8 yıl
bu darbeciler yüzünden gitti.
AK Partiyi kapatmaya çalışan bunlar değil miydi?
E-muhtıra kim tarafından ve kime verildi?
Muhtıra numarası tutsaydı başta AKP’liler olmak üzere ülkenin hali ne olurdu?
Son ses kayıtlarında hesaplaşmadan, çoluk çocuk ezmekten, aç bırakmaktan bahseden içeridekiler değil mi?
Bunu defalarca ve acımasızca millete yapmadılar mı?
Biz İsveç, Norveç, İngiltere miyiz ki darbecilerden, cuntacılardan emin oluyoruz? Dahası onlara merhamet ediyoruz? Bunların bittiğine, artık teslim olduklarına, uslandıklarına nasıl ve neden kanıyoruz?
PKK-KCK, Ergenekon, DHKP-C, Hizbullah, darbecilik vs gibi organize
suçların önündeki en büyük engel ÖYM’ler. Bu mahkemeler ve bunların
yürekli savcı ve hâkimleri sayesinde bu organize şuç şebekeleriyle
mücadele edilebildi. İlk defa bu mahkemeler sayesinde darbeciler
yargılanabildi. Bu ülkede başbakanlar dâhil kimse bir uzman çavuşa
dokunamazdı. Bu mahkemeler, savcılar sayesinde cuntalar açığa çıkarıldı;
12 Eylül’den 28 Şubat’a
darbeler bu sayede yargılanıyor. Demokrasimiz tortularından kurtuluyor.
Ama darbeciler, Ergenekoncular kendi Ergenekonları olan cezaevlerinden
çıkışın önündeki en büyük engel olan ÖYM’leri karalıyor, yıpratıyor.
Ergenekoncular içeriden, hükümet dışarıdan darbecileri-KCK’lıları
kurtarmak için elbirliğiyle engelleri-yasaları eritiyorlar. Ergenekoncu
darbecileri içeride tutan duvarlar yıkılıyor.
ÖYM’lerle ilgili düzenlemeler neler getirecek, neler götürecek
bilemiyoruz. Ama Ergenekoncuların sevinç çığlıkları yanında intikam
tehditleri savurmalarından bu konuda hükümetle bir anlaşmalarının olduğu
anlaşılıyor.
Rahşan affıyla adi hırsızlar, katiller dışarıya salınmış ve toplum
cezaevlerinin kapılarının açılmasından sonra 10 yıl boyunca Rahşan
affından yararlanan hırsızların, katillerin eylemlerine şahit olmuştu.
AKP hükümeti adi hırsızları katilleri değil, organize katilleri, usta
darbecileri, kanlı KCK’lıları, profesyonel suçluları ve bunların
liderlerini-beyinlerini salmaya hazırlanıyor.
Ergenekoncular yoğun PH çalışmasıyla, propagandanın her türüyle ve
hükümetin desteğiyle demir parmaklıkları eritiyor… Kendileri için
Ergenekon vadisi olan Silivri’nin kapısını epeyce araladılar. Böyle
giderse yakında toplum bu profesyonel ekiplerle yüz yüze gelecek. Darbecilerin,
Ergenekoncuların meydana inmesiyle, kodeslerden çıkmasıyla uyku
modundaki derin hücreler, operasyonel timler yeniden devreye girebilir. Faili meçhuller, kitlesel provokasyonlar tekrar sahne alabilir. Dışarıdaki darbeciler de bir coşarsa seyredin siz cümbüşü…
AK partinin hizmetleri, başbakanın gayretleri ile yakında memleket şenleneceğe, ülkede adrenalin artacağa benzer…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder